Köşe Yazıları

23 NİSAN Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ÇAĞRIŞIMLARI

Bu yazıma “Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan…” diyerek başlamayı ne çok isterdim bilemezsiniz. Cumhuriyet devrimleriyle başlayan aydınlanma dönemi tamamlanmadan, yeniden karanlığa koşu yarışmaları hızlandı. Bunu son yıllarda 23 Nisan ve 19 Mayıs törenlerinde çocuklara giydirilen giysileri elli yıl öncesiyle karşılaştırınca nereye doğru gidildiğini görebilirsiniz.
Ulusal Egemenlik günümüz siyasetçilerinin yorumladığı gibi algılanırsa kavram bundan ulusça zarar görürüz. Ulusal Egemenlik bir kişi veya sınıfın değil, bir ulusun kendi yönetiminde söz sahibi olmasını ve genel iradesinin ortaya konulmasını sağlar. İktidarın başındaki kişi tek karar verici ve onun her dediğini onaylayan bir meclis ile her yasayı onaylayan bir Cumhurbaşkanı söz konusu olunca ulusal egemenliğin sağlıklı yürüdüğünden söz etmek olanaksızlaşmaktadır.
Dünyanın tanıdığı en saygın ve ileri görüşlü devlet adamlarından birisi 1936 yılındaşöyle diyor: “Bir gün insanoğlu tayyaresiz de göklerde yürüyecek, gezegenlere gidecek, belki de aydan bize haber yollayacak…” Kim olduğunu bildiniz sanırım. Hafızanızı zorlamayın. Çok yakından tanıyorsunuz. Biraz daha ipucu vereyim. Dünyada devrimleri teoriden uygulamaya geçiren tek lider. Evet, bildiniz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
İşte bu ölümsüz önder dünyada bir ilke daha imza atarak, çocuklara bir bayram armağan ediyor. Şimdi bu bayramın tarihçesini kısaca anımsayalım.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, birkaç bayramın ve kutlamanın birleşmesiyle günümüze kadar gelebilmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk, savaşyıllarında öksüz ve yetim kalan çocuklara moral vermek ve onları sevindirmek için 23 Nisan tarihinde bahar şenliği kutlamaları düzenleyerek bu güne Çocuk Bayramıismini vermiştir. Ulusal Egemenlik bayramı ise TBMM’nin açılışını kutlamak amacıyla düzenlenen ulusal bir bayramdır. Çocuk Bayramı ile Ulusal Egemenlik bayramıaynı tarihte kutlandığından zamanla bunlar birlikte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı adıyla anılmaya başlanmış ve resmî tatil olarak kabul edilmiştir.
1933’te Atatürk çocukları makama kabul etme geleneğini başlatmıştır. Bu gelenek çocukların kısa bir süre sembolik olarak devlet adamlarının yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.
1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur. Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramıyla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış ve 1981’de birleştirilmiştir.
UNESCO’nun 1979’u Çocuk Yılı olarak ilan etmesinden sonra bu bayram uluslararası düzeye ulaşmıştır. Günümüzde göstermelik de olsa, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenmekte ve birçok ülkeden çocuklar katılmaktadır.
Bu bayramlar çok önemlidir. Atalarımız halkla birlikte çok acı çekti ve çok yoruldular. Çok insan öldü ülke ve özgürlük için. Bir kısım soysuzlar dil uzatmaya yeltense de, dünya onları örnek almakta ve saygıyla anmaktadır. Mustafa Kemal, askerlikten istifa ettiğinde elbisesi bile yoktu, sivil kıyafetle ilk fotoğrafını çektirebilmek için Erzurum Valisi Münir Bey’in ceketini emanet almıştı.
Bu koşulları iyi bilen devlet adamları asil, erdemli, onurlu ve bilinçliydiler.
1937’de Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın açılışında Nazilli halkı, teşekkür için, 22 ayar altından yapılmış bir anahtarı Atatürk’e verir. Mustafa Kemal, günümüzdekiler gibi, hatıra diyerek anahtarı evine götürmez, “Altın, milletin hazinesinde durur” diyerek, Celal Bayar’a verir. Celal Bayar, Ankara’ya gider gitmez anahtarıhazineye kaydettirir. (Sinan Meydan’ın Atatürk’ün akıllı projelerini anlattığıeserinden)
Lütfen günümüzdekilerle karşılaştır(may)ın. Üzülürsünüz.
Söz Ulusal Egemenlikten açılmışken bu konuya biraz daha değinelim.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmazsa, millet başkalarının oyuncağı olur. Egemenlik yoksa iradenin bir anlamı kalmaz. Millet, egemenliğini elinde tutmalı ve bilinçli bir şekilde kullanmalıdır. Halk, Meclisin egemenliği nasıl kullandığını denetlemeli. Kendi verdiği yetkiyle kendisinin soyulmasına ve hatta haksızlığa yolsuzluğa karşı çıkanların zindanlarda çürütülmesine olanak sağlayan yasalar çıkarılarak milli iradenin kötüye kullanılmasına izin vermemelidir. Atatürk bunu düşünerek “…Meclislerin de bir sakıncası vardır ki o da şudur: Meclis, milletten emanet aldığıegemenliği millet iradesine aykırı şekilde kullanabilir.” Der ve devamla bu büyük tehlikeyi şöyle dile getirir; Ey Milletim, egemenliğini geçici de olsa tevdi edeceğin meclislere bile gereğinden fazla güvenme. Çünkü meclisler de doğru yoldan sapabilir, despotluk yapabilir. Üstelik bu, şahsî despotluktan daha tehlikeli olabilir. Öyle kararları olabilir ki meclislerin, milletin hayatına giderilmesi imkânsız zararlar verebilir. Millet her olasılığa karşıegemenliğini korumaya mecburdur.”
Denebilir ki; halk böyle istedi, vs. Bu geçerli bir mazeret değildir. Büyük dahi bu konudaki endişesini de şöyle dile getiriyor; “Bir insan, belki kendi arzusu ile şahsî hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teşebbüs koca bir milletin hayatına ve hürriyetine zarar verecekse, …o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu teşebbüsler hiçbir vakit meşru ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir vakit hürriyet namına müsamaha ile telâkki edilemez.”
23 Nisan yazısında bunları anlatmamı yadsıyanlar olabilir. Özellikle anne ve babaların Mustafa Kemal’i bu yönleriyle de anımsamasını ve çocuklarına da anlatmalarını öneriyorum. Gericiliğin, yobazlığın, cahilliğin, ve karanlığın nasıl bir tehlike olduğunu gelecek kuşaklar öğrenebilsinler.
Emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı Ulusumuz’un bağımsızlık ve egemenlik bayrağını yükseltmesinin 94. Yıl dönümünü çocuklarımızla birlikte kutlar, esenlikler dilerim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı