Köşe Yazıları

HAK HAKLI ve DİREKSİYON

Gündem her zaman ki gibi çok hızlı değişiyor. Son zamanlarda gün boyu tartışabildiğimiz bir konu hiç olmadı. Söyleşilerimizin orta yerine, neredeyse her saat başı yeni bir tartışma konusu düştü. Bütün bu gündem yoğunluğuna rağmen birçok olayın konuşma/tartışma ortamında bir sonuca ulaşmasa da konuşulur olma, gündemde kalma süresi her geçen dakika kısaldı. Hızla gündemimizden düştü.

 Sadece ülkemizde değil, dünyanın pek çok yerinde problemler ve sıkıntılar var. Bu dert ve sıkıntılar kısa bir vaktimizi işgal ediyor unutulup gidiyor. Kendimizi doğrudan ilgilendirmediğini düşündüğümüz sorunları konuşup geçiştiriyoruz. Tartışma ortamında genellikle çoğunluğun dillendirdiğine paralel düşünceleri paylaşıp, haklının yanında, bir başka deyişle yanlışın karşısında yer almayı düşünmüyoruz bile. Kısacası insan olmayı/olabilmeyi yok hükmünde sayıyoruz. Duygusal anlamda da kendimizi bile isteye mutsuzlukların ve depresif davranışların içine itiyoruz.

Görülüyor ki, hayatın içinde pek çok şeyi olduğu gibi olayların gerçek yansımalarını da çok çabuk tüketiyoruz. Bu yanlışları Globalleşen Dünya işte diyerek geçiştirenlerimizde var. “Globalleşen Dünya” insandan/insanlıktan uzaklaşan parayı ve satın alınabilen mutlulukları yaşamın merkezine koyan düzenin diğer adı oldu bence. İnsanlarımız kendini dünyanın merkezine yerleştirmekten ve yaşamın içinde önemli bir halka görmekten vazgeçmedikçe bu kötü düzenin altından ezilecektir.

Bir kez olsun kendimizi yeryüzünde ki yaşam zincirinin bir halkası görebilirsek, zincirin bütünlüğünden de sorumlu olduğumuzu hissedersek her şeyi daha kolay öğrenir, mutlu olur ve mutlu ederiz.  Böyle yaparsak öncelikle kendimizi ve yaşamı sevmeyi başarırız. Kendimizden farklı gördüğümüz görüş ve davranışlara karşı duyarlı ve saygılı olmayı, kendimiz dışındaki problemlere duyarlı olmayı daha çabuk öğreniriz. Yaşıyorsak bunu yapmalıyız. Yaşıyorsak bulunduğun/paylaştığın ortamda diğer canlılarında nefes aldığını bileceğiz.

Oysa biz tam tersini yapıyoruz. Neden mi?

Biraz kendimizi kandırarak olayları, yaşananları doğrudan kendimize yönelik, doğrudan kendimizin zarar gördüğü bir durum gibi görmemekten olsa gerek. Oysa unutmayalım aynı atmosferi soluduğumuz diğer insanların ve canlıların problemleri ile ilgilenmek, haklı olan ile birlikte haksızın/haksızlığın karşısına dikilmek insan olabilmek için birinci koşuldur.

Yaşamımız içindeki küçük bir anekdotu düşünelim. Bir çoğumuzun başına gelmiş olabilir. Minibüste bir yolcu ve şoför tartışırken, diğer yolcular genellikle susar, sessiz kalır. Haklı yolcu, yanlışta ısrar edilmesine sessiz kalanları da görünce araçtan iner.  Hemen işgüzar pek çok yolcu şoförden yana tavır sergilemeye başlar. İşte hayatı kendi kendimize haram ettiğimiz, insan olmaktan feragat ettiğimiz anlara küçük bir örnek.

Yaşamın içinde akıp giden günlerde öğrenilecek o kadar çok şey var ki! Bazıları için farkına varmadan öylesine yaşanıp geçen pek çok şey, aslında hayatımızın geleceğine dair güzellikler için işaretler verir. Yeter ki, yaşandı geçti yerine neden/niçin sorularına cevap arayalım.

 Asla unutmayalım ki: “Haklı olanı değil, direksiyonda oturanı önemsedikçe burnumuz pislikten çıkmaz.”

Kendi dışında ki hiçbir problemi ilgilenmeyenden insan olmaz. İnsanımsı olarak kalmaya razı isek problem yok.

Saygılarımla…

Recep Çalı

Latest posts by Recep Çalı (see all)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı