Köşe Yazıları

HOŞGELDİN RAMAZAN

Hayatın hızlı akışının bir nebze durağanlaştığı, manevi bir hava ile huzur bulduğumuz ay Ramazan… Hoşgeldi… Sefalar getirdi… Dünyanın çekiciliğine  kendimizi kaptırdığımız hemgameye biraz fren… Bir yandan iç sevinç… Diğer yandan “Bu nasıl bir düzen?” dedirten can sıkıcılık…

Evet, bu sene de sakız orucu bozuyor. Ve kan vermek ise orucu bozmuyor.  Kurallar değişmedi. Yine hak yemek, dedikodu yapmak, kötü sözler söylemek orucu bozmasa da insanlığı bozuyor. “Her günahta küfre giden bir yol var.” derler ya büyük zatlar… Bu arada onu da gözardı etmeyelim.
Evet, yine Kur’an-ı Kerim’in inmeye başladığı bu mübarek ay Arapça hatimlere başladık. 30 cüzü tamamlamaya çalışıyoruz. Ve yine “Allah bana ne diyor?” diye merak etmiyor, meal okumuyoruz. Birkaç sene önce anlayarak Kur’an okuma oranımız %5 civarındaydı. Şimdilerde ne olmuştur bilinmez.  Din görevlilerinin çoğunluğunun da bir meal hatimi yapmadığı ifade ediliyor ki öyleyse pekte iç açıcı bir halimiz yok gibi.
Evet, yine oruçluya iftar açtırmak çok sevap. Ama şatafatlı iftar sofraları peşinde bir orada bir burada koşmak yerine ihtiyaç sahiplerine yollayabiliriz o paraları. Bu sene değişiklik yapsak biraz geri plana çekilip tefekküre zaman ayırsak. O’nunla olsak… Dindara olan güvenin sarsılması üzerine düşünsek biraz; kim oruç tutuyor/tutmuyor derdinden ziyade. Düşünsek; savunduğumuz değerleri, hayata geçirmeye çalıştıklarımızı ve yayılmasına sebep olmamamız gerekenleri…
KADININ YERİ EVİ Mİ?
“Bir baba kızına, kadın için en büyük kariyerin ev hanımlığı ya da annelik olduğunu anlatmazsa çiftler, aralarında zuhur eden bir meselede birbirlerini, eksiklerini gideren eşler olarak değil, kıyasıya yarışan rakipler olarak görür. Muhabbetle başlayan aile, mahkemede son bulur.” yazmış bir hoca !
Görmemezlikten geliyorsun, yine çıkıyor karşına. Anında tüm sinirlerinin tek noktada toplandığını hissediyorsun, istemesende takılıp kalıyorsun.  Biz anneler olarak oğullarımız ve kızlarımıza ( ki benim kız çocuğum yok) şunları anlatabiliriz:
Ticaretle uğraşan Hz. Hatice’yi, dericilik yapan Hz. Zeynep’i… İlim sahibi öğretici, ayrıca bir lider ve savaşta ilkyardım görevlisi Hz. Aişe’yi… Pazar alanını  teftiş etmek için hem Hz. Muhammed hem Hz. Ömer tarafindan görevlendirilen Hz. Şifa’yı…
Oku!” emrini yerine getirmek adına hem fenni hem dini ilimleri ihmal etmemeleri gerektiğini.. İslam’da kula kulluk olmadığını ve hiç kimseye kayıtsız şartsız itaat etmeyeceklerini.. Bedeni, psikolojik ve zihni yapılarını geliştirmekle ve bu emanetleri korumakla yükümlü olduklarını.. Anlatabiliriz.. O kadar çok şey anlatılabilir ki sözüm ona hocaların üstünü örttüğü ve hiç dillerdirmedikleri ne varsa anlatabiliriz.
Din kulaktan duyma öğrenildiğinde her söylenenin doğru kabul edilip İslam’ı değil ataların dininin sürdürüldüğünü… Sorgulama ve araştırma yapmaktan hiç vazgeçmemeleri gerektiğini… Öğrenmenin ölene kadar devam etmesi gerektiğini…  Okumayı ihmal etme garabetini ve vahim sonuçlarını anlatabiliriz.
“Yaratılmışları razı etmek için yaratılmadık.”  sözünü göz önüne bir yerlere not etmeliyiz belkide… Baktıkça hatırlatsın… Hayatın düzenlenmesinde nelere riayet edilmesi gerektiğini ve kim için yaşadığımızı ara sıra bir gözden geçirmemiz gerektiğini. Çocuklarımıza tabii ki bize… Çünkü sık sık zamanın akışına kapılıp gidiyoruz, unutarak kendimizi.
Sibel BOZ
Latest posts by Sibel BOZ (see all)
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı