Köşe Yazıları

İKTİDAR İLİŞKİLERİ

İktidar kelimesi bir işi yapabilme gücünü ifade eder. Geçmişten bugüne insanların birbiri üzerinde egemenlik kurması, yönetmesi veya yönlendirmesi iktidar olgusu içinde var olmuştur.

Kelimeyi siyasal iktidar olarak kullanırsak; akla, elinde bulundurduğu yetki ile yönettiği toplum üzerinde meşru güç/kuvvet kullanma hakkına sahip devlet otoritesi gelir. İnsanlar bilinçli bir şekilde zorlama ve baskı olmadan toplum bütünlüğüne uygun kararları ve kuralları kabul ederler. Tabii ki bu güç belirli evrensel kurallar çerçevesinde sınırları aşmadan, adalete uygun, tarafsız ve ilkeli olmalıdır.

İktidar ilişkileri aslen iki insanın olduğu her alanda ve toplumun en küçük birimi olarak aile içinde de söz konusudur. Bir kişinin diğer bir kişiyi yönlendirmesi ve etkisi altında tutması bilgilendirme, ikna, maddi/manevi baskı, tehdit, aldatma gibi uygun veya uygun olmayan çeşitli yollarla sağlanabiliyor.

Ailede “Sen anlamazsın.”, “Dediğimi yap, çok konuşma!” gibi bir yaklaşımla itaate yönelik bir eğitim aldığımızı düşünelim. Sonucunda “İtaat eden, kurtulur!” şeklinde bir düşünce örüntüsü oluşturuyor ve yetişkin olsak bile düşünme işini bir başkasına bırakmayı alışkanlık haline getiriyoruz. Nasıl oluyorsa etrafımızda bizi bizden daha çok düşünen insanlar hep var oluyorlar.

“EY İNSANLAR !”

İslam inancı  “Ey İnsanlar!” hitabı ile hiçbir ayrım olmadan herkesi eşit görür ve kayıtsız şartsız itaati reddeder. İnsan  kendi hayatını ona verilen aklı ve iradeyi kullanarak uygun gördüğü şekilde biçimlendirme hakkını elinde tutar.

Hz. Ebu Bekir’in sözleri bize nasıl davranmanız gerektiğini en güzeliyle anlatır.  “Ben içinizden en hayırlınız olmadığım halde başınıza emir olarak tayin edilmiş bulunmaktayım. Uygulamalarımda isabet eder, iyi şeyler yaparsam beni destekleyiniz, beni cesaretlendiriniz, yok eğer yanlış icraatlarda bulunursam beni uyarınız. Biliniz ki doğruluk emanet, yalancılık da hıyanettir.” İş böyle iken kendi iradesini Allah’tan başka bir bireye teslim eden, neyi neye göre kıyaslayacağını araştırmayan insan karşısındaki muhatabına “Burada yanlışsın.” diyebilir mi? “Akletmez misin?” sorusuna cevap “Atam, hocam, eşim, annem, o veya şu böyle dedi.” gibi bir cevap verilebilir mi?

İtaat kelimesine antipati duymam sebebiyle ruhbanlık sınıfının olmadığı bir inançta bu kayıtsız şartsız teslimiyetin vücut bulmasını enteresan buluyorum. Her birey bilinç ve irade ile yüklenmeyi kabul ettiği sorumluluklarını kulluğa layık şekilde sırtına almalıdır. Çünkü düşüncelerde başlayan sıkıntılar tüm hayatımıza yayılır. Sorular hep bize cevapları öğretirler. Mesela; “Sahip olduğumuz, savunduğumuz değerler nelerdir?”, Kimi memnun etmeye çalışıyoruz?”, “Ortama göre farklı farklı davranmayı ya da konuşmayı nasıl başarabiliyoruz?”

YENİ ZELLANDA TERÖR SALDIRISI

Yeni Zellenda Başbakanı Adern, terör saldırısında gösterdiği söylem ve davranışlarla tüm dünyanın dikkatini çekti. Şimdilerde ırkçılardan ölüm tehdidi alan Feminist Sosyal Demokrat Adern, iktidar sahibi olmanın en güzel örneğini gözler önüne serdi. Hatta ABD’de “Amerika, Jacinda Ardern kadar iyi bir lideri hak ediyor.” cümleleri bir yazıya yansıdı.

11 Eylül olaylarından sonra Müslümanlara karşı yapılan ayrımcılık, Yeni Zelanda’da teröristin dinine veya ırkına mensup insanlara öfke olarak yansıtılmadı. Suçluya karşı görevliler üzerine düşeni yaparken Ardern ise resmi kanallardan halka şöyle seslendi: “Peygamber Muhammed dedi ki: ‘Karşılıklı şefkat, merhamet ve sempatileri ile inananlar tek bir beden gibidir. Vücudun herhangi bir kısmı acı çekerse, tüm vücut acı hisseder.’ Yeni Zelanda’da sizinle yasta, biz biriz.”  Hem gerekeni yapabilmek hem de ‘bir olabilmek’ ayrı bir başarı.

Sibel BOZ

Latest posts by Sibel BOZ (see all)

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı