Köşe Yazıları

LİNÇ KÜLTÜRÜ

Avukat arkadaşın “Linç ve yalanın hukuki sorumluluğu var mı?” araştırmasının bana düşündürdükleri…
Suç işlediği iddia edilen kişinin linç edildiği veya linci polisin engellediğine dair haberlerle karşılaşıyoruz. Linç özellikle taciz suçlarında normal karşılamaya meylettiğimiz bir eylem.

Gerçek suçlunun suçunu saklamak ve mağdurun kendi yaptığı bir suçu örtmek için bir başkasına iftira atması olasılıklar içinde. Masumken iftira sonucu linç edildiğinizi hem maddi zarara uğradığınızı hem de manevi olarak lekelenmeme hakkınızın ihlal edildiğini varsayın. O zaman uğradığınız maddi zararı hukuken ödetmek kolaydır ama ya işin diğer boyutunun telafisi mümkün olabilir mi?

Mahalle kültüründe olağan bir vakıa: “Bizim mahallenin kızına bakmışlar, toplanın gidiyoruz?”
Hep sorgulamışımdır: Kimler, kim için, hangi gerekçe ve yetkiyle ceza kesebiliyor? Yargılama olmadan, ‘aleyhine’ ve ‘lehine’ deliller toplanmamışken bir söylem üzerine harekete geçenler ve onların cezai işleme maruz kalmamaları. Türkiye tarihinde de hâlâ utanarak andığımız halkın galeyana gelerek verdiği tepkiler nedeniyle yaşanmış acı olaylar hatırımızda. Suçu işleyen ve sebep olanda bu işe müdahildir. Elbet her adımından kendi sorumlu olan ‘insan’ların böyle bir hezeyana kapılmaları onları suçtan sıyırmıyor… Ama netice olarak meydana gelen olaya sebep olanlar görünmezlik örtüsüne bürünüyor. Bir ihtimal alakalı alakasız failler bulunarak ceza kesildiğinde kamu vicdanı da rahatlatılıyor.

Derslerde insanı biyolojik olarak hayvanlardan ayıran en önemli özelliği baş parmağını kullanabilmesi. İnsan alet yapabilir! Ama insanı insan yapan en önemlisi özelliği düşünebilme becerisi. İnsan bilgiyi toparlar, çeşitli kıyaslamalarda bulunur, ölçer tatar, karar verir ve o doğrultuda eyleme geçer. Bu süreçleri dikkate almaz ise yolun sonunu gözardı ederek suyun akışına kapılıp gider.

Bizler aynı resme baktığında bile farklı noktalara dikkat eden, farklı şeyleri gören, birinin 6 dediği rakama durduğu yere göre 9 diyen, her konuda tartışmaya meyilli canlılarız. Farklılığımız üzerinde nerede durduğumuz, aile kültürümüz, geçmişten bugüne edindiğimiz tecrübeler, eğitimimiz ve fıtratımız etkin.

Örnek aldığımızı söylediğimiz Hz. Muhammed namaz kılarken Ebu Cehil ve destekçilerinin saldırısına uğrar, tekmelenir, üzerine işkembe ve deve dışkısı atılır. Ve ‘O’, başından aşağıya kokmuş kan ve dışkı karışımı sızmakta iken ellerini açar: “ALLAH’ım, Kureyş’i sana havale ediyorum!” der.
Sert mizacı ile anılan Hz. Ömer’in Hudeybiye Antlaşması’nın yapılmasına itiraz ettiğine dair rivâyetlerde “Neden dinimiz için hakarete mâruz kalıyoruz?” tarzı sorgulamalar yapmıştır.Antlaşma konusunda akli hareket ederek ön göremediği hayırlar meyvesini verdikten sonra çok pişman olduğu belirtilir. İslam düşmanı Ebu Cehil’in defalarca kapısına giden Hz. Muhammet’in ona söylediği en kötü sözdür: Ebu Cehil yani cahillerin babası.. Ne bir küfür, ne de linç. Haksızlık yapan Ebu Cehil’e karşılık, düşmanın bile haysiyetini ayaklar altına almayan, hakkın yerini bulması için müdahale eden ahsen-i takvim.. Onun hayatından ve adaletinden ders almamız gerekiyor. Kim ne söylerse söylesin, söylenen sözün gerçekliğini araştırmak, bir iddia var ise karşı tarafa söz hakkı tanımak doğru bilgiye olabilğince yaklaşmaktır güzel olan haslet.

Modern çağın ünlü filozofu Kant’a göre; iyinin de kötünün de özü niyetseldir ve niyet eylemden önce gelir. İyi, akla ve yasaya uygun olandır. Buradaki niyet sadece ödev ve sorumlulktur. Kant’ın bu düşüncesine ödev ahlakı (iyi niyet ahlakı) denir. İnsanı güçlü kılan herşeyi bir süzgeçten geçirip hem dini hem hukuki sorumluluğu göz önünde tutarak kendini yönetebilmektir. Ve böylece İNSAN,  temsil ettiğini iddia ettiği makama da hakkını vermiş, görevini ifa etmiş olur.

Sibel BOZ
Latest posts by Sibel BOZ (see all)
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı